Doktorsitesi.com

İmplantlar ve bifosfanat kullanımı

Dr. Dt. Esma Kütan
Dr. Dt. Esma Kütan
15 Şubat 20113277 görüntülenme
Randevu Al
İmplantlar ve bifosfanat kullanımı
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Bifosfonatlar ve Dental İmplantoloji: Genel Bir Bakış

Kemiğin metabolik hastalıklarının tedavisinde bifosfonatlar oldukça yaygın kullanılan farmakolojik ajanlardır. Bu ilaçlar, osteoklastları inhibe ederek kemik rezorpsiyonunu (yıkımını) engelleme prensibiyle çalışır. Ancak bu süreçte osteoblast ve osteoklast dengesini bozarak yeni kemik oluşum mekanizmalarını etkileyebilirler.

Dental implant uygulamalarında bifosfonat kullanan hastalar, bu ilaçların kemik turnover (yenilenme) mekanizması üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle dikkatli değerlendirilmesi gereken vakalar kategorisindedir. Bu derleme, bifosfonat kullanımının oral implantoloji uygulamaları üzerindeki klinik etkilerini ve risk faktörlerini incelemektedir.

Bifosfonatların Kullanım Alanları ve Önemi

Bifosfonatlar, inorganik pirofosfatazların analoglarıdır ve dünya genelinde yılda 190 milyondan fazla reçete edilmektedir. Bu ilaçlar temel olarak şu durumlarda tercih edilir:

  • Osteoporoz tedavisi,
  • Paget hastalığı gibi metabolik kemik bozuklukları,
  • Meme ve prostat kanserlerinde kemik metastazını önlemek,
  • Multiple myeloma kaynaklı osteolitik kemik lezyonlarının engellenmesi,
  • Kemik malignensilerinde patolojik kırıklardan korunma ve ağrı yönetimi.

Bifosfonatların Etki Mekanizması

Bifosfonatların farmakolojik etkisinde iki anahtar nokta bulunur: Kemik mineraline olan yüksek afiniteleri ve osteoklastlar üzerindeki inhibitör etkileri. İlaç, kemik yüzeyindeki mineral kristallerine bağlanır ve tekrarlanan dozlarla kemik matriksinde birikir.

Normal remodeling (yeniden yapılanma) safhasında osteoklastlar kemiği rezorbe ederken bifosfonatı hücre içine alırlar. Bu durum osteoklastların hücre ölümüne (apoptozis) yol açar. Sonuç olarak kemik rezorpsiyonu durur; ancak buna eşlik eden kemik morfogenetik proteinleri (BMP) ve insülin-benzeri büyüme faktörleri (IGF1 ve IGF2) salınımı da gerçekleşmediği için yeni osteoid doku oluşamaz. Bu durum, eski kemiğin ömründen daha uzun süre kalmasına ve osteositlerin ölümüyle ölü bir kemik dokusu oluşmasına neden olabilir.

Kullanım Yollarına Göre Bifosfonat Türleri

Oral Yoldan Kullanılanlarİntravenöz (İ.V.) Kullanılanlar
Alendronate (Fosamax, Andante, Bonacton vb.)Pamidronate (Aredia)
Risendronate (Actonel)Zoledronate (Zometa)
Ibandronate (Bonviva)Etidronate (Didronel) - Nitrojen içermeyen
EtidronateClodronate (Bonefos) - Nitrojen içermeyen
DidronatTiludronate (Skelid) - Nitrojen içermeyen

Bifosfonat Kullanımına Bağlı Çene Kemiği Osteonekrozu

Bifosfonat kullanımının en ciddi komplikasyonu, çene kemiklerinde görülen osteonekrozdur. Bu durum genellikle cerrahi müdahale sonrası, özellikle nitrojen içerikli preparatların kullanımında ortaya çıkar. Çene kemikleri, yüksek turnover hızı nedeniyle bifosfonatı diğer kemiklere oranla daha fazla absorbe eder.

Osteonekroz Risk Faktörleri

Lokal Risk FaktörleriSistemik Risk Faktörleri
Diş çekimleri ve kemik cerrahisiİntravenöz (İ.V.) bifosfonat kullanımı
Hareketli protezlerin yarattığı travmaMultiple Myelom tanısı
Oral enfeksiyonlar ve kötü ağız hijyeniKanser metastazları (Göğüs, karaciğer, prostat)

Önemli Not: Osteonekroz gelişen hastalarda implant uygulaması ve ileri cerrahi teknikler kontraendikedir. Tedavide cerrahi müdahale yerine klorheksidin gargara ve antibiyotik kullanımı önerilir.

CTX (C-Terminal Telopeptid) Seviyelerinin Önemi

Bifosfonat kullanan hastalarda kemik yıkım belirteci olan serum CTX seviyeleri kontrol edilmelidir. Risk analizi şu değerlere göre yapılır:

  • 300-600 pg/ml: Risk yok.
  • 150-299 pg/ml: Minimal risk.
  • 101-149 pg/ml: Orta risk.
  • 0-101 pg/ml: Yüksek risk.

Oral İmplantolojide Klinik Çalışmalar ve Başarı Oranları

Literatürdeki çeşitli çalışmalar, oral bifosfonat kullanımı ile implant başarısı arasında farklı sonuçlar ortaya koymuştur:

  1. Bell & Bell (2008): 42 hastada %95 başarı oranı bildirilmiş, osteonekroz gözlenmemiştir.
  2. Grant ve ark. (2008): Geniş bir örneklemde %99 ile %99.5 arasında yüksek başarı oranları rapor edilmiştir.
  3. Fugazzotto ve ark. (2007): Ortalama 3.3 yıl ilaç kullanan hastalarda %100 başarı sağlanmıştır.
  4. Vaka Raporları (Shirota & Favia, 2009): İntravenöz (İ.V.) bifosfonat kullanan kanser hastalarında implant sonrası osteonekroz ve implant kaybı vakaları bildirilmiştir.

Amerikan Oral ve Maksillofasiyel Cerrahlar Birliği (2007) verilerine göre; 3 yıldan az bifosfonat kullanımı genellikle risk oluşturmazken, 3 yılı aşan kullanımlarda veya eşlik eden kortikosteroid varlığında ilaca ara verilmesi (drug holiday) düşünülebilir.

Sonuç

Bifosfonat kullanımının dental implant başarısı üzerindeki kesin etkisi mevcut literatürle tam olarak netleşmemiştir. Kısa dönemli çalışmalarda yüksek başarı oranları bildirilse de uzun dönemli sonuçlara ihtiyaç duyulmaktadır. Klinik ortamda implant planlanırken, hastadan detaylı bir anamnez alınmalı ve kullanılan ilaçların türüne, dozuna ve süresine göre oluşabilecek riskler hakkında hasta mutlaka bilgilendirilmelidir.

Etiketler

Dental implantOsteonekrozBifosfanatOsteopororzBifosfanatların etki mekanizmasıBifosfonatlarBifosfanatlar

Yazar Hakkında

Dr. Dt. Esma Kütan

Dr. Dt. Esma Kütan

Dr. Dt. Esma KÜTAN, 1983 yılında İstanbul'da doğmuştur. Lisans öncesi öğrenimini Özel Kalamış Lisesinde tamamladıktan sonra 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde  lisans eğitimine başlamış ve  2005 yılında eğitimini tamamlayarak Diş Hekimi unvanı almıştır. 2006 yılında ise Tubitak bursiyeri olarak İstanbul Üniversitesi'nde Oral İmplantoloji Anabilim Dalı'nda doktora ve uzmanlık eğitimine başlamıştır. 2011 yılında "Daraltılmış Platform dizaynına sahip implantlarda peri-implanter dokuların klinik olarak değerlendirilmesi" başlıklı tezi ile eğitimini tamamlayarak Doktor ve Oral İmplantoloji Uzmanı olmuştur.

<

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.